12 Şubat 2011 Cumartesi

Mercan

Şimdi uykularım gibi bulanık bir çay içeceğim.
‘Allah’ diyeceğim, ‘canım yalan!’
Çenelerimin arasında bir hasta gibi kıvranan,
Dilim değil büsbütün, yemyeşil cam.
Göğsüme yaseminler dikeceğim,
Kokla Mercan! Kokla Mercan!
Mahşerden önce bu son gece.
Işıklar sönmedikçe,
Korkma Mercan.

Mercan, Hisler Bulvarı’nda bir kaldırım çiçeği.
Adı Latince taraxacum turcicum.
Bundan önce komşunun kayıp çocuğu,
Ondan önce kuzeyde bir bakan.
Yaşamaktan öldü demiştim yine ben.
Yaşamaktan.
Şu en adi hastalıktan.

Uykularımda demlemiştim onu.
Yine ben.
Kurumuş dudaklarımın arasında bir buhurdan,
Ellerimi güneşine siper etmiştim,
Ciğerime duman duman konuşmuştu,
Yine benim.
Yine Mercan.

Ekşi bağ yaprağı ve kümes kokardı havalar,
Sabahları nefes almadan konuşan,
Küflü yağ tenekeleri, peynir kapları, kovalar,
Dolusu bir avluda süpürge tutamayan,
Yine ben değil miydim,
Hatırla Mercan.

Şirin sokağın şirin yokuşu,
İhtiyar bir fahişe gibi yüzü,
Asfalt üstü asfaltlanan,
Kat üstü katlanan,
Kireçli damlarında misket oynanan,
O hayat,
Yine benim.
Heyhat!
Yine sendin Mercan.

Sorsam anlatacaktın,
Beni yedi yaşım üstü neden terk ettiğini,
İncirin dibindeki şeytanları,
Geceleri emzirdiğimiz fareleri,
Babaannemi.
Sorsam, denizler gibi anlatacaktın,
Karalamadan,
Bir sözcük daha kurumadan havada,
Dilimiz de yeşillenmişti,
Bahardan.
Değilse de yosundan.
Sorsam bayıltacaktın beni,
Yani beni.
Beyaz misk zambağı kokusundan.
Çocukluğum bir ömür geride kaldı.
Mahşerden önce bu son gece,
Son ışıklar sönmedikçe
Göğsüme yaseminler,
Yine ben,
Yine sen,
Yine aynı can.
Kokla Mercan.